Çanakkale: Toprağa Kanla Yazılan Kahramanlık


 Çanakkale tarihin akışını değiştiren bir milletin yeniden doğduğu yerdir. Burada sadece mermiler değil, bir milletin kaderi çarpıştı. Çanakkale dediğimizde akla ilk gelen şey “zafer” olsa da, bu ismin kendisi bile başlı başına bir anlam taşır. Peki, Çanakkale ismi nereden gelir? 19. yüzyılda  Kale-i Sultaniye adına sahipti. Sonraki bir dönemde, meşhur olan çanak ve çömlek üretimi sayesinde ismi “Çanakkale” oldu. “Kale” kelimesi ise boğazları koruyan savunma yapısını, kaleleri temsilen konulmuştur.  Çanakkale ismi 1915 Çanakkale Savaşı ile anlam kazanmıştır. Bu savaş; vatan sevgisini, bağımsızlık uğruna canını feda etmeyi, dayanışmayı, tüm milletin direniş gücünü simgeler.

 Toprak sadece üzerinde yürüdüğümüz bir zemin değil, geçmişin, geleceğin ve bugünün tüm yükünü taşıyan bir hafıza alanıdır.  Her metrekare, bir canın fedakarlığını hatırlatır. Toprağı binlerce askerin can verdiği, kanla yoğurulmuş bir emanet haline gelir.  Çığlıkların, duaların, anaların gözyaşlarının taşıyıcısıdır. Onu bu kadar özel kılan şey de toprağıdır. Binlerce şehit, bir milletin yeniden doğuşu… O, vatan savunmasının sembolüdür. 

Çanakkale Savaşı, Osmanlı’nın 1. Dünya Savaşı’nda verdiği en önemli savunma savaşıdır. Çanakkale Savaşı 1. Dünya Savaşı içinde 1915-1916 yıllarında gerçekleşmiş önemli bir cephedir, savaşın gidişatını ciddi şekilde etkilemiştir. İtilaf Devletleri (İngiltere-Fransa), Osmanlıyı saf dışı bırakıp İstanbul’u ele geçirmek ve savaşı erkenden bitirmek istediler. Ancak Türk ordusu büyük bir direniş gösterir ve düşman donanmalarına “Çanakkale geçilmez!” dedirtir. Sonucunda İtilaf Devletlerinin planlarını bozmuş, direniş gücü gösteren Mustafa Kemal Atatürk’ü tarih sahnesine çıkartan, manevi açıdan çok önemli bir cephe olmuştur. Toprağa düşen her asker, bu milletin bağımsızlık belgesine atılmış kanlı bir imzaydı.  Türk askerleri yalnızca düşmanla değil; hastalıkla, açlıkla, yorgunlukla, ölümle de mücadele ettiler. Vatan için sabırla direndiler. Onların fedakarlığı bir milletin ayakta kalmasını sağladı.

 Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale Savaşında 19. Tümen olarak görev aldı. Arıburnu’nda verdiği emirlerle İngiliz ve Anzak birliklerini durdurdu. “Ben size taaruzu değil ölmeyi emrediyorum!” sözleriyle Alay askerlerine verdiği moralle büyük bir direniş sağladı. Bu başarı sayesinde Mustafa Kemal Atatürk’e, “Anafarta Kahramanı” ünvanı verildi. Tüm Alay birliği şehit düşmüştür ve bu sözünün anısına Alay şehitliği anıtı yapılmıştır. 

Şehitler unutulmaz ve minnetle anılır. Onların anısını yaşatmak için anıtlar, şehitlikler yapılır. (Örneğin:Çanakkale Şehitler Abidesi, Conbayırı Anıtı…) Her anıt, minnetle eğilen bir başın sessiz çığlığıdır. Şehitlikler ise bir milletin yüreğinde taşıdığı sonsuz borcun simgesidir. 



Gelin şimdi de o aynı topraklarda binlerce yıl önce yaşanan, o efsanevi Truva Savaşı’na değinelim. Meşhur Homeros’un da “
İlyada” kitabında işlediği bir konu. Antik Yunan mitolojisine dayanan hem efsanevi hem tarihsel yönü olan ünlü bir savaştır. Türk topraklarında bulunan dünya kültür mirası ve tarihsel zenginliğimizin bir parçasıdır. Bu savaş; aşk, kahramanlık ve ihanetle örtülü bir destandır.  Paris adında bir Truva prensi Sparta kralı Menelaos’un karısı Helen’i kaçırır. Helen dünyanın en güzel kadını olarak bilinir. Kaçırılması ardından Yunan şehir devletleri birleşip Truvaya karşı sefer düzenler. Ve bu savaş yaklaşık 10 yıl sürer. Savaşta pek çok ünlü kahraman da yer alır: Achilles (Aşil), Hektor, Odysseus… Yunanlar savaşı kazanamayınca dev bir tahta at yaparlar ve içine askerleri saklarlar. Truva halkı bu atı hediye sanar ve şehirlerine alırlar. Gece olunca tüm askerler içinden çıkarak şehri ele geçirirler; yıkarlar yağmalarlar, yakarlar.  Bu efsane kısmen gerçektir. Truva şehri gerçekten vardır ve Çanakkale Hisarlık Tepesi’nde yer alır. Bu yer arkeolojik olarak kanıtlanmıştır.



Efsaneler ilham verir, kahramanlar yol gösterir. Biri geçmişin yankısıysa, diğeri geleceğe atılan ilk adımdır. Achilles bir hayal olabilir ama Seyit Onbaşı gerçektir. 276 kg ağırlığındaki mermiyi taşımasıyla bir simge haline geldi. İngiliz gemileri Çanakkale Boğazı’nı geçmeye çalışıyordu ve tabyadaki (ateş etmek için kullanılan savunma mevzisidir) vinçler bozulunca 276 kg ağırlığındaki top mermiyi sırtlayarak kendi elleriyle yerleştirir. Atışlardan biri Ocean Zırhlı Gemisi’ne isabet eder ve onu batırır. O gün yaptığı bu kahramanlık, Türk milletinin gücünü ve vatan sevgisini simgeleyen bir efsane haline gelmiştir. Kısacası milletler efsanelerle büyür, kahramanlarla ayakta kalır. Bu kahramanlıklar sadece isim olarak değil ruhlarıyla hatırlanmalıdır. Gösterdileri cesaret, fedakarlık ve vatan sevgisi örnek alınmalı; onları anıtlarda değil vicdanlarda ve değerlerde yaşatmalıyız.

 Çanakkale bize hatırlatır ki; toprak sadece taş ve toz değil, üstünde yatanların emanetidir. Bugün özgürce yaşıyor, konuşuyor ve hayal kuruyorsak, bu; o gün orada, gözünü kırpmadan ölüme yürüyenlerin sayesinde mümkün olmuştur. Çanakkale, bir milletin toprağa yazdığı kanlı ama onurlu bir şiirdir. Ve o şiir her neslin kalbinde sonsuz etkisini sürdürmeye devam edecektir.




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İtalya'da gezilecek en iyi 10 tarihi ve turistik yer.

İnka Medeniyetinin Taşlara Kazınmış Mirası: MACHU PİCCHU